Atatürk Cad. No: 174/1 Ekim Apt. K: 3 D: 5-6Alsancak İZMİR

Aile Hukukundan Doğan Yükümlülüklerini İhlal Eden Mirasçının Mirasçılıktan Çıkarılması Hakkında Bilgi Bülteni

A.  Giriş

Bilindiği üzere miras bırakan, mirasçılıktan çıkarma hakkını kullanarak, yapacağı ölüme bağlı tek taraflı tasarruf ile, saklı pay sahibi mirasçılarının[1] mirasından pay almasının  önüne geçebilmektedir. Ancak bu kuruma, sınırlı olarak ve ancak kanunda sayılan hallerin gerçekleşmesi halinde başvurulabilmektedir.

İşbu bilgi bülteninde özellikle hukukundan doğan yükümlülüklerini ihlal eden mirasçılar yönünden mirasçılıktan çıkarılma müessesesine yer verilecektir.

B.  Mirasçılıktan Çıkarma Sebepleri

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda[2] (“Kanun”) düzenlenen mirasçılıktan çıkarma, saklı paylı mirasçının saklı payını tamamen ya da kısmen ortadan kaldıran istisnai hallerden birisidir. Mirasçılıktan çıkarma ancak vasiyetname ya da miras sözleşmesi ile mümkün olmakla birlikte uygulamada genellikle vasiyetname ile yapıldığı görülmektedir.

Miras bırakanın mirasçılıktan çıkarma sebebini açık olarak belirtmesi şarttır. Vasiyetname yolunu kullanacak miras bırakanlar, vasiyetnamelerinde mirasçılıktan çıkarma sebeplerini teşkil eden somut olayları açıkça belirtmelidirler.

Kanun’da sınırlı olarak sayılan mirasçılıktan çıkarma sebepleri aşağıdaki şekildedir:
Mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi,
Mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın aile üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi halidir.

Genel olarak aile hukukundan doğan yükümlülükler; anne-baba ve çocuklar arasında karşılıklı bakım, yardım ve destek olma yükümlülüğüdür. Bu doğrultuda işbu yükümlülükleri ihlal eden mirasçının mirasçılıktan çıkarılabilmesi mümkündür. Yargıtay[3] da aile hukukundan doğan yükümlülükleri ihlal eden mirasçıyı “hayırsız evlat” olarak değerlendirerek, mirasçılıktan çıkarılabileceği görüşündedir.

C.  “Hayırsız Evladın” Mirasçılıktan Çıkarılması

Yargıtay’ın, yukarıda bahsi geçen kararı; miras bırakanın aile hukukundan doğan yükümlülüklerini ihlal eden mirasçıyı vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarması akabinde, mirasçı tarafından açılan vasiyetnamenin iptali davasına ilişkindir.

Bu hususta ilk derece mahkemesince yapılan inceleme neticesinde;

“…Davacı, babasının sosyal ve ekonomik durumu itibariyle yurt dışında okutulmuş, çok rahat bir hayat sürmesi sağlanmış olmasına rağmen, ticari hayattaki beklentilerinin gerçekleşmemesi üzerine ailenin yanından ayrılmış, bu dönemde de gerçekten olmadığı halde kendini çevreye nörolog gibi tanıtmış, kendisini kurucusu olmadığı derneğin kurucusu olarak göstermiş, farklı bir kişilikmiş gibi kendini tanıtmış ve kendi de buna inanarak ailesinden tamamen kopuk bir hayat sürmüştür. Ailesinin onaylamadığı bir evlilikten sonra boşanmış ve daha sonra nikahsız bir beraberlik içinde bulunmuş ve ancak babası tarafından başka şahıslar aracılığıyla bulunarak hastalığı sırasında evine getirtilebilmiştir. Davacı miras bırakana ve öz annesine yönelik olarak ziyaret etmeme, hatırını sormama, onların ve toplumun genel kabulü dışında ailenin onurunun ihlali olarak değerlendirilen nikahsız birlikte yaşama gibi eylemler yanında; ziyaret ettiğinde babasına yönelik olarak “bunun mezar yeri var mı” şeklinde olumsuz ifadeler kullanılmak suretiyle Türk Medeni Kanunu’nun 510. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesine sebep olmuştur. Muris de bu sebeplerle davacıyı mirasçılıktan çıkarmıştır. Mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak vasiyetnamesinde belirtilen koşulların gerçekleştiği davalı tarafça ispatlandığı gerekçesiyle davanın reddine” karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme tarafından verilen bu karara karşı mirasçı olan davacı taraf istinaf kanun yoluna başvurarak söz konusu kararın kaldırılmasını talep etmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde de;

“İlk derece mahkemesince mirastan ıskat sebepleri olarak gerekçede yer verilen davacı davranışlarının ve bahsi geçen durumların; davacının kişilik özelliklerinden, kuşak farkından, hatta anne-baba tarafından sağlanan yurt dışı eğitimi ve burada edinilen farklı kültür kazanımlarından kaynaklandığı, evlilik kararının, evliliğin bitmesinden sonra da -vaki ise- boşandığı eşiyle bir arada yaşama iradesinin yetişkin bir insan olan davacıya ait olduğu, ailesinden uzaklaşmasında, murisin ve davacının annesi olan davalının, davacıya karşı, tanık beyanlarıyla ispat edilen tutum ve davranışlarının önemli ölçüde etkili olduğu, murisin bu olayları düzeltmeye yönelik bir tasarrufu ve çabası bulunduğunun ispatlanamadığı, bu noktada ‘murisin, kusurlu davranışı ile ıskata neden olan olaylara sebep olmaması gerektiği’ yönündeki yerleşik yargı kararlarının göz önüne alınması gerektiği, (…) somut olayda TMK’nun 510/2. maddesinde sayılan sebeplerin varlığının davalı yanca ispat edilemediği heyetimizce kabul edilmiştir” denilerek Yerel Mahkeme’nin kararı Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılmıştır.

Bu sefer de mirasçının annesi olan davalı yan istinaf kararına karşı bir üst Mahkeme olan Yargıtay’a başvuruda bulunmuş ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemeler neticesinde verilen emsal karar ile;

“Mirasçının; miras bırakanın ve öz annesinin rızaları dışında evi terk ettiği, dönmesi için haber gönderilmesine rağmen gelmediği, tanımadıkları birisi ile miras bırakana ve annesine haber vermeden evlendiği, miras bırakanın ağır hastalığa yakalanmasına ve haber gönderilmesine rağmen bakmayacağını, ilgilenmeyeceğini, eve gelmeyeceğini bildirdiği; bayramlarda ve diğer önemli günlerde yıllar boyu eve uğramadığı, telefonla aramadığı; boşandığı eşi ile birlikte nikahsız olarak yaşadığı, son dönemde yapılan rica ve minnetler ile zoraki eve geldiği ancak yabancı biri gibi davrandığı; miras bırakan hakkında “yatacak mezar yeri var mı bu adamın” dediği; kiracılara özel hayatları ve geçmiş ile ilgili birtakım şeyler anlattığı, anne babasının kötü insanlar olduğunu söylediği, bu sebeple davacının ailevi görevlerini ağır bir şekilde ihlal ettiği gerekçesiyle, mirasçılıktan çıkarıldığı görülmektedir…

…Miras bırakanın davacı kızını mirastan çıkarma sebebi olarak ileri sürdüğü vakaların mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunduğu, kısaca davacının anne ve babası olan miras bırakana karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla yerine getirmediği gözetilerek karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.” sonucuna ulaşarak Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını bozmuştur.

D.  Sonuç Olarak

Miras bırakan tarafından tek taraflı ölüme bağlı tasarruf ile miras sözleşmesi ya da vasiyetname düzenlenerek; mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın aile üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi sebebine dayanarak mirasçıyı mirasçılıktan çıkarması mümkündür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin emsal kararında da bu doğrultuda karar verilmiş olup; mirasçının, miras bırakana karşı mükellef olduğu ailevi görevlerini kusurlu davranışlarla yerine getirmemesi,  mirasçının miras bırakan ve aile üyelerine kötü davranması ve kötü sözler sarf etmesi, bayramlarda arayıp sormaması ve aile sırlarını ifşa etmesi gibi durumların ailevi görevlerin ağır bir şekilde ihlal edilmesi neticesinde değerlendirerek miras bırakanın bu sebeplerle mirasçılıktan çıkarma hakkı bulunduğunun altını çizmiştir.

Bu karar ışığında miras bırakan konumundaki kişi, ailevi görevlerini ağır bir şekilde ihlal eden mirasçısını, miras sözleşmesi ya da vasiyetname yoluyla mirasçılıktan çıkarabilecektir.

 

Saygılarımızla,
Gülaç Hukuk Bürosu

 

 

[1] Miras bırakanın anne, baba, çocukları, çocukların altsoyları ve eşi
[2] Bkz: 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 510-513
[3] Bkz: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2019/5571 E. , 2021/471 K. sayılı 26.01.2021 tarihli kararı (https://karararama.yargitay.gov.tr/)

Leave a comment